30 Mayıs 2013 Perşembe

Kocaman Proje Çöpe Gitti !

Spor ya da futbol içerikli yazılara pek yer vermek istemiyorum aslında bu blogda.
Yalnız bu sefer durum başka biraz. Bu, Aykut Kocaman özelinde aslında Türk futbolunun kanayan yarasıdır  (bence). Baştan uyarayımda...



Kör ölür badem gözlü, kel ölür sırma saçlı olur ya, Allah uzun hayırlı ömürler versin Aykut Kocaman da kimilerine göre aynı durumda şimdi. Bırakın Fenerbahçelileri koca futbol camiası ya yerin dibine soktu onu ya en göklere çıkardı. Belki ikisini de hak ediyordu bilmiyorum, sen ne taraftasın derseniz bu yazının sonunda neyi anlarsanız o taraftayım.

Asıl söylemek istediğim şunlar;
Aykut Hoca sportif direktör olarak göreve başladığında aslında bir proje başlamıştı Fenerbahçe'de.
Hani Klinsmann'ın yardımcısı Löw gibi...
Şimdi Löw dünyanın önde gelen hocalarından. Almanya yıllardır kupa alamıyor ama proje devam ediyor. Alman milli takımı gençleşiyor. Dünya üzerinde 4-2-3-1 i en iyi onlar oynuyor söz gelimi (Bayern ve Dortmundla beraber)...

Aykut Kocaman ne vaad etmişti peki: Büyük takım gibi oynamak, bol gollü göze hoş gelen oyun. Peki bunları başarabildi mi? Bu çok su götürür. Hadi ilk sene avanstır sistem oturacak falan filan.
Peki ikinci sene? İşte tam bu anda başlayan şike süreci ve kadronun dağılmasıyla camianın içine düştüğü malum durum.
Bu sezonun başında ise yanlış kadro mühendisliğinin getirdiği kaos ve ligin ikinci yarısından itibaren hocanın vaad ettiği değil ama bir antrenör takımı hüviyetindeki Fenerbahçe gördük. 90 dakika defans yapıyor diye eleştirdiğimiz bir takım çıktı ortaya (Lucescu tarzına benzer). Bende dahil alınan başarılara rağmen tatmin olmadığımız bir takım...

Rafael Benitez'in takımları gibi, puan maçlarında pek yürümeyen ama eleme maçlarında işleyen bir anlayışa evrildi birden "Aykut Kocaman Sistemi".

Neticede gelişmesi gereken yönleriyle nihayet oturmaya başlayan bir anlayış yerleşmişti takıma. Yani bir sistem... Aykut Kocaman projesi işlemeye başlamıştı sanki.

Demem o ki;
Werder Bremen'de futbolcu ve hoca olarak tam kırk bir yıl takımında kalan Thomas Schaaf'da kovuldu kovulmadı değil ama o da projenin bir parçasıydı bunca yıl.
Ya da Cruijff la başlayan Barcelona bir projedir ve onun günümüzdeki devamı Guardilanın yardımcısı Tito; 100 puanla şampiyon yapacak bu sene takımını.
Şimdilerde ise Fergusonun halefi Moyes, Manchester projesinin devamı mesala...

Yani Aykut Kocamanın gidişi bir projenin sonudur aynı zamanda Fenerbahçede.
Her sene takıma altyapıdan bir-iki genç kazandırılmaya çalışılan, takıma değer katacak transferlerle kulübü maddi olarakta ayakta tutan, altyapıdan A takıma kadar aynı felsefeyi benimsemiş futbol anlayışı...
Şimdi yerine hangi teknik adam gelirse gelsin bu anlayışın devamı olmayacağı ve hatta büyük isimli hocaların kupa kazanmayı Salih, Beykan, Recep vb. gençleri  kazanmaya tercih edeceğini düşünüyorum.
Önyargılıyım belki de ama Aziz Yıldırım gibi mesleği proje üretmek olan birinin, başkan olduğu bu kulüpte bir proje üretilemeyeceği bir kere daha görülmüş oldu.

Aykut Hoca dünyanın en kötü teknik direktörlerinden biri miydi? Sanmıyorum...
Dediklerinin ne kadarını yaptı/yapabildi o tartışılır. Zaten bahsettiğimiz konu Türk futbolunda olmayan bir düzen. Elbette yürümesi zor. Şunu tartışabiliriz: Bu projenin doğru kişisi o muydu?

İşte ondan bende emin değilim.
Lakin ne olursa olsun, başlamış bir proje bu kadar kolay yırtılıp atılamaz çöpe.
Çünkü Alex Ferguson bile ilk şampiyonluğunu 1993'de kazandı ManU da;
yani göreve başladıktan tam 7 sene sonra.


23 Mayıs 2013 Perşembe

Mutlu Olmak ya da Olmamak...

"Yazmak mutsuzluktur; mutlu insan yazmaz." der İlhan Berk.

Hanidir yazmadığım/yazamadığım malum.
Bilmem mutlu olduğumdan bilmem meşguliyetten...
Durup durup "ulan bu bloğuda okuyan var mı ki" tribine girdiğim olmuyor değil kendi kendime.
Lakin,
söz gelimi günlük tutan biri illa birine okutmak için yazmaz ki onu...
Bi bakıma güne not düşmek benimkisi; belki zamanı gelirde okurum/okunur diye...

Diyeceğim o ki,
yazmaktan vazgeçmedim henüz.
Ama
"Shakespeareden biraz farklı olarak;
senin olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu" diyor ya Özgür Gümüşsoy;
Benden O'ndan biraz farklı olarak diyorum ki;
mutlu olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu...

12 Mayıs 2013 Pazar

3 Mayıs 2013 Cuma

"Hi" Allah


Castin ayıp etmiş doğrusu...

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Bugün 1 Mayıs

2009 yılından beridir resmi tatil ya Türkiye'de 1 mayıslar, önceki yıllarda 2 defa haftasonuna denk gelice 3. kez tatil olmuş oluyor bize. Beni tek ilgilendiren yönü de bu zaten.

Pencerenin dış tarafında harika bir çarşamba varken, ben parmağımı bile dışarıya çıkarmaya üşenmiş bir biçimde çayımı yudumluyorum bilgisayar başında. Muhtemelen şu an taksim meydanında millet birbirini yiyor. Ama bir yandan memurlar tatil yaparken işçiler çalışıyor. Çöp topluyorlar mesala ve inşaatlarda ekmek parası derdindeler...

İşçi bayramı böyle bir şey işte...