Bloğumu gene çok ihmal ettim. Aslında çok hevesliydim buraya yazmaya başladığım ilk günlerde. Değişik planlarım vardı. Maalesef bazen istediğiniz gibi gitmiyor hayat sizinde bildiğiniz gibi. İş-güç, türlü hayal kırıklıkları, tembellikler gibi bir sürü neden sayabilirim yazmadığım zamanlar için. Yine de bir gün belki planlarımı gerçekleştirebilirim diye küçük bir sürpriz ihtimali kalsın bende. Söylemeyeyim hiç bir şey. Yani dostlar henüz vazgeçmedim yazmaktan. Yalnız 2 soru takılır dururdu aklıma hep. Birincisi insan niye yazmaya ihtiyaç duyar, ikincisi yazdıklarını niye başkaları okusun ister?
Sanırım birinci sorumun cevabını geçenlerde bi kitapta okudum; "Resim yapmak hem bir iç zorunluluk hem de bir zanaatır" diyor Balthus. Resim yapmak iç zorunlulukta yazmak değil mi? Yazmakta öyle bence. Birileri demişti bir zamanlar; "okuyorum, okuduklarım birikip taşmaya başlayınca işte o taşanları yazıyorum" diye. Galiba insan biriktirdiklerini yazma gereği hissediyor. Bir refleks, bir iç zorunluluk olarak. Benimki de ondan olsa gerek.
İkinci soruma da şöyle bir cevap buldum: Eğlenmek için.
Twittera neden yazıyorsa insanlar ve ya facebook duvarına afili bir kaç cümle neden koyuyorsa hatta gittiği gezdiği yerleri neden başkaları da bilsin istiyorsa ondan benimkide. Sıkıcı işimden ve günlük hayatımdan sıyırıp kendimi burada soluklanıyorum biraz. Ve yazılarımı bekleyen bazı arkadaşlarım hâlâ cesaret veriyor bana. Zaten benim gibi konuşmasını beceremeyen biri yazmayı da bırakırsa dilsizden farkı kalır mı?
Eğer bilgisayarınızın sesi açıksa şu an fonda duyduğunuz şarkı günün anlam ve önemine binaen çalıyor. Yok eğer çok alakasız bir zamanda okuyorsanız bu yazıyı işte o şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.
Yani bugün tam 1 sene doluyor burada yazmaya başlayalı beri. Burası benim kitabım gibi oldu. Devamlı güncellenen, her yeni yazıda bir sonraki baskısı yayınlanan kitabım. Eskiden şiirler yazarken onları bir kitapta toplamak isterdim. Zamanla yazdıklarımın pek elle tutulur olmadığını fark ettim. Bende tutmadım ellerinden ve vazgeçtim yazmaktan. Zaten benim yerime yazan birileri vardı. Özdemir Asaf mesela;
"Gelmesen önemli değil
Gelsen önemli olurdu
Gelmemen
Benim büyük yalnızlığımı doldurdu."
Hadi söyleyin ben daha güzel nasıl anlatabilirdim ki bunu? Anlatamazdım. O yüzden okumayı yazmaya tercih ettim. Kitap hayalimden vazgeçmek zorunda kaldım dolayısıyla. Ama zaman geçtikçe anladım ki yazmadan da yapamazdım. Bu benim için "iç zorunluluktu".
Kısmetse, iyi kötü bir şeyler karalamaya devam edicem burada. Ve acaba 1 kişi dahi okur mu diye heyecanlanmaya. Eğer okunursa eğlenmeye devam edicem. Zaten bu değil mi bana yazdıran. Biraz eğlenmek.
Sağlıcakla...
NOT: 1 yıldır "söz gelimi..." ne zaman ayıran dostlara teşekkür borçluyum. Yalnız bir sorun var. Şu an yayın hayatına devam eden aynı isimli dergi yüzünden midir bilmem facebook grubumuza katılmak isteyen tanımadığım kişiler mevcut. Belki de o derginin grubu zannediyorlar "söz gelimi..." ni. Galiba yine isim değiştirmemiz gerekecek. Önerisi olan var mı?