27 Ocak 2014 Pazartesi

Limon Ağacı 1

BU GÜN

gözlerimi kapının sert sert çalınışıyla açtım. belli ki uyuyakalmıştım ve biraz da üşümüştüm. uykuya daldığımda dışarıda bir fırtına vardı ama şimdi o fırtına, o kara bulutlar denize doğru ilerlemişti. günlerdir yüzünü göstermeyen güneş en sonunda bizi aydınlatmaya karar vermiş olacak ki akşamın bu saatinde, gitmeden, şöyle ayaküstü şehrin halini hatırını soruyordu.

saate bakmak aklıma gelmedi zira bu manzaranın karşısında zamanın pek de önemi yoktu. zaman durmalı ve ben hep bu anı yaşamalıyım dedim -kapı ısrarla çalarken- kendi kendime. oturduğum daire dördüncü katta öğrenci evinden hallice bir çatı katı. bir kanepe, bir buzdolabı,ortada küçük bir kilim üstünde sehpa, köşede saksıda yetiştirdiğim limon ağacı ve çalışmayan bir radyodan ibaret, duvarları mavi boyalı odam. yalnız yaşamayı seviyorum ama böyle uyuyakaldığım zaman üzerimi örtecek birinin olmasını isterdim doğrusu. Küçükken hiçte böyle dertlerim yoktu. Ben uyurdum, annem örterdi üstümü. o kadar. Hatta gök gürültüsünden korktuğum için annemin kucağında uyurdum: dünyanın en güvenli yerinde... ne de çabuk geçiyor zaman ve çabuk büyüyoruz. sonra ayrılıklar başlıyor. üzerimi örtecek birinin olmayışı belki de benim kabahatimdir. bilmiyorum. galiba insanları kaybetmekte üzerime yok ve ben yine birini kaybettim. sonra bu şehri ve yalnızlığı seçtim yaşamak için. yaşamaktan kasıt, işte böyle bir şey…


kapıdakinin kim olduğunu merak etmeden az evvel oradaki pes etmiş olacak ki o tok sesi duymuyordum artık. elektrik kesik olduğu için çalmayan zilin acısını kapıdan çıkarmış olmalı gelen. pek gelenim olmazdı aslında. kimdi şimdi bu? kapıya bakmaktan vazgeçtim üşengeçliğimden. gelen kimse, pencereden onu görebilirdim nasılsa. telefonuma 444’lü numaralardan gelen çağrıları da bu şekilde def ederdim bir zamanlar; cevaplamayarak…  o zamanlar telefonum ve arayanlarım vardı. şimdi hiç birine gerek yok. belki zamanla ihtiyacım olur yeni dostluklar ve aşklar edindikçe. ama şimdi biraz huzura ihtiyacım var. hepsi bu.