29 Ocak 2013 Salı

Gri

Siyaha siyah, beyaza beyaz demeyi nasıl becerebilirdim birini kırmadan? Gri, renklerin en kirlisi. Çünkü suya sabuna hiç dokunmayanı. Birine "senle aynı düşünceleri savunmuyorum" demeyi becerememekten doğan yorum yapmama hâli? Griydim, az evvel "gıybet günah" deyip, kapıdan çıkan adamın arkasından kara kara konuşana sus diyemediğim için. Griydim ve kirliydim.

Mesela o gece sen bavulunu toplarken koyu renkli cümleler dökülebilirdi dudaklarımdan. Siyah ama dürüst olabilirdim hiç değilse. Muhtemelen çok kızardın. Hatta belki tartışırdık ilk defa. Oysa ben, bütün soğukkanlılığımla susmayı yeğeledim. Beyaz bir "kal" da iyi olurdu belki ama susup kahvemi yudumlamayı, kitap okuyormuşum gibi yapmayı gri olmak saydım. Bu seni kırmazdı. Beni de incitmedi. Sadece biraz kirletti.

Öyle sanıyorum sende griydin kendince. Benim siyah yanlarıma beyaz dediğin için kendi kendini rahatlattın. Çünkü "sen temizsin" demekti bu. Keşke her şeyi göze alarak gerçeği söyleyebilseydin. Belki o zaman beni kirletmezdin.

23 Ocak 2013 Çarşamba

Ev


“Ben rapor yazarım, gerisi devlete kalmış, onlar ödeyecek inşallah bir miktar. Allah yardımcınız olsun.” dedim. Halbuki evlerini tamir edecekmişim gibi sevinmişti kızcağız. Ev denirse buna. Sehpanın üzerine koyduğum çay bardağı devrildi devrilecek gibi yan duruyordu. Çünkü ev yan duruyordu.  Ev, hani bizim akşam olsa da gitsek dediğimiz ya da kar yağsın da sobanın yanında oturup pencereden dışarı izleyelim diye beklediğimiz, sıcak evlerimiz… Muhtemelen o 5 çocuklu aile o duyguyu hiç yaşamadı.

Hepsi hepsi 3 balya saman var dedi yaşlı adam, hayırseverlerin aldığı 2 inek 1 tane de at yesin diye. Kurban bayramında satarım diye bekliyordum inekleri ama olmadı. Onlara güveniyordum. Bilmiyorum ki kış nasıl çıkar. Hayvanlarını mı düşünsün yoksa evde ekmek bekleyen çocuklarını mı? Ne kadar da gururluydu, komşu köy okulunun önünden geçerken gösterdiği “kırmızı pantolonlu” çocuktan. Oğlum demişti ona. Evin en küçüğüydü. Diğer 2 oğlum okuyor diye anlattı kısık sesle. Acaba hangi parayla, nasıl? Parasızlıktan okutamadığı kızlarından büyüğü sözlüsüne kaçmıştı. Kızmamış ama kızına, kızamamış. Nasıl kızsaydı, bu köyde durup ne yapacaktı. Köy dediğimde aslında ormanın içinde birkaç evden ibaret, gözden ve gönülden uzakta bir yer işte. Öbür evleri görmedim bile. Nerdeydiler, ne haldeydiler Allah bilir…

Dönüp geldik sonra. Ne diyebilirdim teselli etmek için bilemedim. Akşam beni bekleyen sıcak evimi düşündükçe utandım sanki biraz, usul usul kar yağarken kente. İndi sonra arabadan, dua etti. Kendi yaptığı 2 kalıp peyniri satıp pazardan yiyecek alacaktı bir kaç gün doysun diye karınları. Yürüdü kalabalığa doğru elindeki pazar çantasıyla. Ben mi? Ben sadece bakakaldım arkasından. O kadar.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Keşke Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni



Serdar Tuncer&Uğur Işılak - Yeni Şeyler Söylemek Lazım

18 Aralık 1985'te o salonda
Kişi nasıl kestirebilirdi ileriyi?
Siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler,
Geçsin yıllar geçsin, seneler gibi.
Olur mu anımsamamak Onaltıncı Louis'yi
14 Temmuz 1789 akşamı, Louis,
Şöyle yazmamış mıydı defterine:
"Bugün kayda değer bir şey yok.."
"Kehanet" adlı kısacık bir şiir buldum
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

 Çekirge bulutu içinde
 Koynuma soktuğun ekin;
 Çalgılar iki durur sürgün ilinde,
 Bir gözü mavidir bir gözü blue.
 Gölgede boy atmış top fesleğen,
 Bir ilkokul bahçesinde görmüştüm seni,
 Marienbad ilkokulu, Nişantaş'ta;
 Bir çocuk yeşil örtüyü çekiverdi.
Hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek...
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Eşdeğeriyle yanyana yürürken
Cehennem sokağında birey olmak,
Ve en inceldikten sonra
İlkel sözcüklerle konuşmak seninle.
Saat beş nalburları pencerelerden
Madeni paralar gösteriyorlar,
Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Gece bitkilerinden korkuyorum,
Hayır, geceleri bitkilerden!
Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
Bana açtığın her telefon.
İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
An ki fıskiyesi sonsuzluğun
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;
Banliyo treninde rastladığımız
Sınav saatini kaçırmış liseli kız,
Hep kazanırsın ey çözümsüzlük!
Ey otobüssever ey Troya yolcusu!
Anımsarsın günlerce konuşup durmuştuk
O İB(ipekböceği) sesli kadını;
Birinin Grönland'ı olmaya hazırlanıyordu.
İki çay söylemiştik orda, biri açık,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Daha ben ilk kazmayı vurmadan
Elime gelen Karabitki'li testi,
Nefertiti'nin mutfağı sayılan yerde
Koyu sır yeni hicret yollarını kesti.
Terimler eşekarıları sözcüklerin,
Acımasızdırlar, adsız ve sueldirler,
Önlerine katarak insan ve hayvan listelerini
Sabah akşam kapınızın önünden geçirirler.
Fazıl Hüsnü diyor ki, ne diyor Fazıl Hüsnü?...
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


Bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm, 
Yalnız işitme duyusu kalır ortada.
Asya kentleri yürür dururlar, 
Höyükler burnumda hızma.
Uzakta dev bir damla:Pırıl pırıl Pencap!
Tabanlarından kayıp duran sütunlar
Yitmiş bir geleceğin işaret parmakları:
Horasan uykusuna havlayan köpekler, Buhara.
Uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.


Cemal Süreya


tamamı için: http://www.gamlibaykussanat.com/index.php?option=com_content&view=article&id=97:keske-yalniz-bunun-icin-sevseydim-seni-cemal-sureya&catid=3:siir&Itemid=4

8 Ocak 2013 Salı

Sevmek

Saçak altına sığınmış
göçmen kuşun,
Kar tanecikleri arasında
düşen beyaz tüyünü de
görebilmek;

İşte
Sevmek.


Sunay AKIN