30 Ağustos 2013 Cuma

Şimdi Gelsem ki...



Turgut Uyar...
Büyük şair kolay olunmuyor.

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Haybeden Konular 1

Kahvenede muhabbet ederken dün gece, önemli kararlar aldım.

Yönlerle aram iyi değildir ama sanırım kuzaybatıya bakan pencereden üşüten bi poyraz,
güneybetıya doğru bakan pencerden de düğün şarkıları geliyordu.
Laf aramızda ismail yk'sız düğünlerin tadı da olmuyor.
Düğün çalgıcılarının ona ihtiyacı var, yeni bi albüm çıkarmalı artık.
İsmail yk düğünlerin bel kemiği.

Efendim ne diyorduk.
Ha; önemli bir karar aldım.
Masada 4-5 arkadaş oturmuş çaylar-ayranlar derken bi yandan da memlekette hiç önemli olmayan havadan sudan bile diyemeyeceğimiz,
sanki dünyaya yön verircesine kasıla kasıla ve gayet ciddiye alarak tartıştığımız önemsiz konular arasından nerden geldiyse aklımıza o konuyu da konuştuk.
Ve ben artık zamanın geldiğini düşündüm.
Belkide geç bile kalmıştım hatta.

İyi kötü okuyup kendimi yetiştirdim.
Askerliğimide yaptım, elim işte tutuyor.
Memleketimde oturuyorum, vizyon sahibiyim.
Ve ben,
Delikanlı başkanlığına adayım sayın okuyucularım.
Önümüzdeki seçimlerde desteğinize talibim.
Laf aralarında, arkadaş muhabbetlerinde aranızda konuşuverin bi zahmet.
Millet duysun-alışsın,
Saygılar...

20 Ağustos 2013 Salı

Zerrin Özer


Dün gece,
kahvehaneci kardeşimiz kariyerinin ilk Tük Kahvelerini denerken üzerimizde,
canlı canlı söylüyordu Zerrin Özer bu şarkıyı.
Canlı dediğime bakmayın canım,
canlı dediysek televizyonda işte.
Yoksa bizim kahvehaneye geldiği falan yok. Gerçi gelse ne güzel olurdu ya.

"Abi bu sefer ki nasıl olmuş" diye, neskafe ve kakaonun üzerine içtiğimiz bilmem kaçıncı fincanı kadeh gibi tokuştururken biz, aynı zamanda "ulan evde mi kaldık nedir" muhabbetinin dibine vurmuştuk çoktan. Öyle ki masaya gelen giden çayın haddi hesabı olmadığı gibi bayat kabuklu fıstıkları mideye çaktırmadan indirmiştik bile. E haliyle fazlasıyla da efkarlanmıştık. Üzerine de tuzu biberi oldu bu.
Kahveler değil Zerrin Özer.

Tabi tuzu kuru kahveci/kahvehaneci dostumuz üç harfli muhabbetini açmasa muhtemelen ben daha oturacaktım o masada ve muhtemelen sabah uyanamayıp işe de geç kalacaktım.
Neyse ki erken tutmuşum evin yolunu.
Ama sıcak çaydan mı yoksa kahveden mi ya da başka bi'şeyden mi bilemediğim bi yanıklık kalmış dilimde;
ve bu şarkı...

18 Ağustos 2013 Pazar

Can Dündar

Hani insan bazen ne ileri, ne geri tek bir adım atamaz ya..
Birini yanında tutmayı bilmez ama onun yokluğunu da istemez.
Kaybetmeyi göze alamaz ama kazanmak için mücadele etmez.
'Bağlanmaya cesaret edemez ama ondan tamamen kopmayı da beceremez'.
Ne sevilmekten vazgeçer, ne sevmeyi bilir.
Hani çok sonra zaman geçer savrulurlar ya,
O zaman dökülür dudaklardan, itiraf edercesine;
“Ne gözümü alabildim, ne göze alabildim..."

-Can Dündar

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Harun Burak Gülenç


Ne denir bilmem.
Güzel insan, devrem, silah arkadaşım...
Artvin asıllı Bursalı.
Hemşehrim derdik birbirimize.
Askerde Foça Jandarma Komando Okulunda beraberdik.
Aynı timdeydik hatta.
Sonra o Çanakkale'ye çekti kurayı ben Bilecik'e.
Derken koptuk.
Facebooktan görüşür olduk sadece.
Ve bugün yine facebooktan öğrendim vefat haberini.
Çok güzel "kardeşim" derdi.
Gitti.

Mekanın cennet olsun kardeşim.
Allah rahmet eylesin.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Mesai 2

Bayram tatili sonrası ilk mesai günü;
Pazartesi ...
"Nasılsın" dediler bu sabah,
Pazartesi işte daha ne olsun dedim.
Daha ne olsun?

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Mesai

Lise yıllarındaydım.
Yıl 2002 olmalı; öyle hatırlıyorum. Çünkü daha "Kara Oğlan" başbakandı.
Sonbahar... Kışın eli kulağında. Ama günlük güneşlik bi perşembeydi, hatta sıcaktı da. Mont falan giyiyoruz ama tırışkadan, üşünecek bi hava yok çünkü dışarda. Günün ilk dersi matematik dersiydi. Muhtemelen Cemal hariç hepimizin "bitse de gitsek hatta hiç başlamasa da olur" dediği şu matematik dersi yok mu, işte o dersin tam ortalarında kapı çalınır. Hazırlık ve ya 1. sınıfta okuyan bi kızcağız girer sınıfa. Nöbetçi öğrenciymiş meğer. Ve o sihirli sözcükleri söyler: "Hocam tatilmiş evlere gidebilirsiniz".

"Lan n'oluyo" demeye gerek duymadan en hızlısından kitap defter ne varsa toplayıp, ince montlarımızı da elimize alarak tüymenin derdine düşüyoruz biz. Tüyüyoruz da. Sonradan öğreniyoruz ki havanın sıcak olmasıyla, daha ilk dersten okulu tatil eden sebep aynıymış: Lodos.

O gün lodos olduğu için tatili kapan ben bugün arefe olmasına rağmen işteyim. Yapacak hiç bir şey olmadığı zaten bloga abanmamdan belli herhalde. Zaten iş olsa da can da istemiyor ya. Ama kabahat biz de mi yani? Yarım gün mesai de neymiş arkadaş. Bırakın da eve gidelim. Şöyle fm oynayalım, ne bileyim "geleneksel arefe pazarı" etkinliğine falan katılalım. Yalnız; umutla başkanın sekreterini bekliyorum hâlâ. Olur ya gelir de hadi gidin başkan tatil yaptı falan der diye.

O perşembe günü, tatili Ecevit yapmadı belki ama Ecevit büyük adamdı be. Tatili boldu adamın. Rahat uyu kara oğlan. Hep tatili yaşa oralarda. :)