18 Mart 2013 Pazartesi

"Allah'a Ismarladık"

Bu şarkıya daha iyi bir klip çekilemezdi bence. Bugün Çanakkale Şehitlerini anma günü ya, e bu şarkı o savaşta çocuk yaşta verdiğimiz şehitlerimizi hatırlattı bana. Hayalleri ve umutları olan insanları... Çocukları...



Teğmen İbrahim Naci'nin günlüğünden okuyoruz Çanakkale Savaşının psikolojisini.  21 yaşındadır daha şehit olduğunda İbrahim Naci. Onun gibi hatta ondan daha genç kaç kişiyi kaybettik (ve kaybediyoruz hâlâ). Savaşmaktan ve ya ölmekten değil korkusu. Sevmek kadar ölmek de kader. Vatanı sevmek, vatan için ölmek ne güzel.  Ama savaş... O berbat bir şey değil mi sizce de? Bu yaşta, hemde "...Aşk iksirini doya doya içmeden..." .

"... Ahiret, iyi neticede herkesin müracaat edeceği bir kapı idi. 
Fakat bizim için pek erken değil mi? Gözlerinin koyu siyahlığında saadetimin bütün noktaları gömülü. Kirpiklerinin sihirli titremesinde muhabbetin bütün gizli sırları bir hanımefendi kadar ince ve nazik; bir menekşe gibi sade ve güzel. O güzel bedeni bir defa daha kucaklamadan... Aşk iksirini doya doya içmeden..."

1. Dünya Savaşını Almanlar kaybettiği için (mi) kaybetmiş sayıldık (?). Bize öyle öğretmişlerdi okul yıllarında. Neden sonra farkına varıyor ki insan aslında biz basbayağı kaybetmiştik o savaşı. Başarılı olduğumuz tek cephe Çanakkale cephesiydi malum. Ama yetmedi; Almanlara ve bize bu savaşı kazandırmaya yetmedi Çanakkale.

NTVtarih dergisi mart sayısında Çanakkale şehitlerinden Teğmen İbrahim Naci'nin günlüğünü konu etti. 14 Mart 2012 de ortaya çıkıyor günlük. Anlatım dili müthiş. Bir edebiyatçı gibi yazmış genç teğmen. Gördüklerini, duygularını sıradan cümlelerle değil de hissettiklerini okuyana aktaran bir ustalıkla yazmış.

"... solda yeni bir kaç mezar nazar-ı dikkatimizi çekti... Kim bilir bu sararmış dökülmüş toprakların siyah ve katı sinesine bırakılan bu vücutlar muharebeye nasıl bir geriye dönmek ümidiyle girmişlerdi...
Şehit olursam ben de mi böyle solgun yapraklı  bir kaç kel ağacın dibine gömülüp terk edileceğim?
Issız dağlarda şöyle bir kaç kazma darbesiyle açılmış bir çukura atılarak, sonra başucuna bir kırık tahta ve ya ağaç, belki de hiç bir şey koyulmayarak ve hatta hayvanların ayağı altında ezilmeye mahkum kalmak... Talih!
Bakalım bana da mı aynı akıbeti göstereceksin?

Ve günlüğündeki son sözleri;

" Saat 11.00. 
Muharebeye girdik. Milyonlarca top ve tüfek patlamaları. Şimdi birinci onbaşım yaralandı... 
Allah'a ısmarladık.
11.15..."