24 Kasım 2014 Pazartesi
11 Temmuz 2014 Cuma
8 Haziran 2014 Pazar
hiç bir şey
uzun zamandır günlerimi "hiç bir şey" yaparak geçiriyorum. hiç bir şey. ve hiç bir şey zevk vermiyor günlerdir gönlüme. neyse ki kitaplar ve şiirler var. şiir demişken;
4 Mayıs 2014 Pazar
3 Mayıs 2014 Cumartesi
107*
aslında bu yazıyı daha önce yazmak niyetindeydim ama pek fırsatım yok bu aralar. hâlâ okuyan ve takip eden varsa "çay kaşığını" daha yazıp söylemek istediğim çok şey var. okunur veya okunmaz.
fenerbahçenin son şampiyonluğunda askerdim. radyodan takip ederdik maçları. hatırlıyorum, son sivas maçını çarşı izninde olmama rağmen izlememiştim totem olsun diye. radyodan dinlemiştim. ne doğru dürüst maçları izleyebildim ne de kutlamaları. işte o yıl şampiyon olmuşuz gibi hiç gelmedi maalesef bana. sonra temmuzun ilk günü genel tatbikat için araziye çıktık; döndüğümüzde 4 temmuzdu ve o meşhur "3 temmuz" fırtınası başlamıştı. biz dünyadan bihaberken meğer memlekette ne olmuş haberimiz yoktu. anlayacağınız mındar oldu o seneki şampiyonluk.
dediler ki "fener şike yaptı". ben Türkiye'de şike yapılmadığını iddia etmiyorum ama o sezon bizim zar zor aldığımız ama trabzonun rahat kazandığı maçlardan sonra şampiyon olduk biz. mesala bi karabük maçı vardı 1-0 kazandığımız ama trabzon karabükü 4-0 yendi. hadi diyelim trabzon bizden çok çok üstün bi takımdı. her maçını eze eze kazandı. e peki o yıldan beri nerde trabzon? biz o sezondan sonra hep 2. olmuşken nerde trabzon? hiç bir kanıt kamuoyuyla paylaşılamadı. çünkü emenikenin para sayma görüntüleri yoktu. çünkü şikeyle yendiğimiz öne sürülen ankaragücü zaten iflas etmiş ve sonraki sezon nerdeyse maç kazanamadan ligden düşmüştü. (vb...). dolayısıyla şike iddiaları artık yerini çoktan "evet bu iş siyasi" söylemlerine bıraktı milletin vicdanında. tabi vicdanı olanlarda!
her neyse; bu sene de öncekilerde olduğu gibi tertermiz şampiyonuz yine ve bugün fenerbahçe 107 yaşında. fenerbahçe çok yaşa.
* 3 mayıs fenerbahçenin kuruluş günü kabul edilir. çünkü 3 mayıs 1918 de Gazi Mustafa Kemal fenerbahçeyi ziyaret etmiştir.
9 Nisan 2014 Çarşamba
Ağrı
o günden sonra kuracak güzel bir cümlem olmadı hiç dünya için.
rüyalarım tüller ve silahlardan bu yana sisli.
kıvrılıp giden dalgın bir yol,
yolda eski bir taş,
limanda bağlı bir tekne,yosunlu bir halat gibi durdum.
uzağımda açık denizdi o, yürüdü gitti.
ben kıyıda ıssız bir ev,
ince boğazda gıcırdayan tahta bir iskele,
iskelede bir lastik,
az ileride turuncu bir şamandıra,
içimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.
bir siyah beyaz kare içinde,
hepsi hepsi bir hatıra işte;
bıraktın, unuttum, unutuldum.
seni kırdığım yerden beni de kırdılar,
ben hiç bir cümleye ağlayamam artık seni.
birhan keskin
rüyalarım tüller ve silahlardan bu yana sisli.
kıvrılıp giden dalgın bir yol,
yolda eski bir taş,
limanda bağlı bir tekne,yosunlu bir halat gibi durdum.
uzağımda açık denizdi o, yürüdü gitti.
ben kıyıda ıssız bir ev,
ince boğazda gıcırdayan tahta bir iskele,
iskelede bir lastik,
az ileride turuncu bir şamandıra,
içimde kuzeyden bir hatıra aksiyle durgun suya vurdum.
bir siyah beyaz kare içinde,
hepsi hepsi bir hatıra işte;
bıraktın, unuttum, unutuldum.
seni kırdığım yerden beni de kırdılar,
ben hiç bir cümleye ağlayamam artık seni.
birhan keskin
22 Mart 2014 Cumartesi
Türkü
yine bir balıkesir türküsü
bu türkü tam iyi geldi bu ara bana,
bunca zaman nasıl neden bulamadım bilmiyorum
geç oldu ama tam zamanında çıktı karşıma.
biliyorsunuz islamda tesadüfler değil tevafuklar vardır
Allah'ın denk getirmesi yani.
işte "edremitin gelini" tam zamanında denk geldi...
kendimi kanatmaya nedenim çoktu çünkü...
bu türkü tam iyi geldi bu ara bana,
bunca zaman nasıl neden bulamadım bilmiyorum
geç oldu ama tam zamanında çıktı karşıma.
biliyorsunuz islamda tesadüfler değil tevafuklar vardır
Allah'ın denk getirmesi yani.
işte "edremitin gelini" tam zamanında denk geldi...
18 Mart 2014 Salı
Çanakkale
hâlâ insanlarımızın çoğu, çanakkale savaşlarını kurtuluş savaşının bir cephesi zannediyor.
belki tarihimizi bize yeterince öğretemediklerinden,
belki tarihimize yeterince ilgi duymadığımızdandır bu.
olsun sen yine de;
belki tarihimizi bize yeterince öğretemediklerinden,
belki tarihimize yeterince ilgi duymadığımızdandır bu.
olsun sen yine de;
U N U T M A !
7 Mart 2014 Cuma
4 Mart 2014 Salı
Limon Ağacı 3
O AN
garip bir üşüme hissi var üzerimde. bu sefer ki soğuktan değil. daha çok telaş ve heyecanla alakalı bir şey olsa gerek. çünkü kapıyı çalıp giden kimmiş diye pencereden eğip kendimi baktığımda, anladım az sonra başıma gelecekleri. ve hazırdım.
bu evi yıllar önce almıştım. kimse bilmezdi burayı. ara ara kaçar gelirdim. insanlardan ve hayattan sıkıldığım zamanlarda, benim sığınağım olurdu burası. ben bir cerrahım. yani öyleydim meslekten atılmadan önce. yanlış ameliyat -ki bu benim ilk cinayetimdi- sonra meslekten ihraç...
tabii hayatım idame ettirmem gerekiyordu bir şekilde.para kazanmanın yollarını aradım. buldum da. bir süre organ mafyalarının işini gördüm. yasal olmayan yollarla organ nakli yaptım. iyi paralar kazandım. yalnız bir sorun vardı. birini yaşatırken diğerini öldürmem gerekiyordu. üstelik suçsuz, savunmasız, sağlıklı insanları. bu benim akli dengemde derin izler bıraktı. depresif ilaçlar beni ayakta tuttu bir süre.
sonra; onu tanıdım. beni tekrardan hayata bağlayan kadını. sanki bana ikici bir şans verilmişti. tekrardan hayata dönmem, yeniden mutlu olabilmem için ikinci bir şans. hayatımdaki her şeyi bırakıp buraya kaçtım. bir tek o benle geldi. kadınım. ama uzun sürmedi mutluluğum. geçmişimi öğrendiği gün işler tersine döndü. gitmek istedi. tartıştık.
ve ben son ameliyatımı onun üzerinde yaptım. hemde bayıltmadan diri diri söktüm kalbini. kolay olmadı elbet. ama bende normal değildim artık. zaman beni profesyonel bir katile dönüştürmüştü.
bugün gelen ve olanca hızıyla kapımı kırıp az sonra içeri girecek olanlar bir katilin peşindeydiler. yani benim. kaçmanın ve savaşmanın anlamı yoktu. yolun sonu gelmişti artık. aslında hep ölmenin nasıl bir şey olduğunu hayal etmiştim işi yaşatmak olan biri olarak. fırsat bu fırsattı; polisler odama girdiğinde ben pencereden aşağı bırakmıştım bile kendimi. insan beyni saniyeler içinde ne kadar çok şey düşünebiliyor. düşerken onu düşündüm, beni ve bizi. ağzı bağlı, göğsünde koca bir delikle, bir kan gölünde kalpsiz yatan bedenini düşündüm ve de gözlerime fersiz bakan korkudan/acıdan kocaman açılmış gece karası gözlerini. dedim ya o her haliyle güzeldi.
kalbinin benden sonra başkası için atmasını istemiyordum. onu öldürdüm ve kalbini kendime sakladım. şimdi o kalp, saksıda yetiştirdiğim limon ağacına can veriyor. ağacımıza.
-son-
22 Şubat 2014 Cumartesi
bazen de uyumaya üşenecek kadar tembelim
ve uyanmaya üşenecek kadar bıkkın hayattan.
halbuki daha yolun başındasın diyor şair,
ama ben şimdiden çok yoruldum.
ya bu şarkılar da olmasa...
halbuki daha yolun başındasın diyor şair,
ama ben şimdiden çok yoruldum.
ya bu şarkılar da olmasa...
17 Şubat 2014 Pazartesi
Sabır
"kaderime razı gelmeyen, belama sabretmeyen, nimetime şükretmeyen, bahşişimle kanaat etmeyen,
benden başka bir rabbe tapsın."
o halde ya sabır...
benden başka bir rabbe tapsın."
o halde ya sabır...
14 Şubat 2014 Cuma
4 Şubat 2014 Salı
Limon Ağacı 2
1.BÖLÜM ü buradan okuyun.
O GÜN
bir yaz akşamını hayal ediyorum. saat 7, bilemedin 8. serin bir rüzgar var; belki yağmur yağacak, belki yağmur yağmış. lakin şimdi güneş var. ama bütün ihtişamıyla vurmuyor yüzüne. akşam güneşi güzele vurur derlerdi oysa. güneş yeri ve göğü kızıla boyamış giderken. kan göllerine dönmüş sanki önünde durduğumuz uçsuz mavilik. su mavi değil.
O GÜN
bir yaz akşamını hayal ediyorum. saat 7, bilemedin 8. serin bir rüzgar var; belki yağmur yağacak, belki yağmur yağmış. lakin şimdi güneş var. ama bütün ihtişamıyla vurmuyor yüzüne. akşam güneşi güzele vurur derlerdi oysa. güneş yeri ve göğü kızıla boyamış giderken. kan göllerine dönmüş sanki önünde durduğumuz uçsuz mavilik. su mavi değil.
yanımdasın hiç bir şey olmamış gibi. ben sigarayı, sen beni bırakmamışsın gibi yani; her şey yerli yerinde. denize karşıyız, belki de göl. fark etmez sonuçta susuyoruz ikimizde. zaten sen yanımdayken söyleyecek çok az lafım olurdu benim. gözlerini izlemeyi tercih ederdim daha çok. çünkü bilirsin daedalus'un labirentine benzetirdim gözlerini. gözlerin içine her düştüğümde yönümü kaybettiğim dönüşü olmayan bir dehliz.... yani kara gözlerin, karanlık bir gecede peşine düştüğüm Şems'im...
kronolojik olarak hangisi önceydi bilmiyorum. sanıyorum önce sen girdin hayatıma. ben çukurun en dibine batmış, güzel olan her şeyden vazgeçmişken. sonra sen... sevmek güzel şey sonra. bana bir el atışın. yeniden hayata tutunuşum. ve çıkarışın beni o boktan hayattan. işte bu yüzden sevgilim; sana bir hayat borcum vardı benim. şayet gitmeseydin!
şayet gitmeseydin, ben en çok seni özlerdim her nefes aralarında. yani ben yarım aklımla, pamuk ipliğiyle tutunmuşken hayata sana dört elle bütün benliğimle sarılırdım. gitmesen bana can verirdin, gidersen bir limon ağacına.
şayet gitmeseydin, ben en çok seni özlerdim her nefes aralarında. yani ben yarım aklımla, pamuk ipliğiyle tutunmuşken hayata sana dört elle bütün benliğimle sarılırdım. gitmesen bana can verirdin, gidersen bir limon ağacına.
ama gözlerin diyorum sevgilim, ne kadar da fersiz bakıyor bu kez. bir sorun var anlıyorum. sen hiç susmazdın böyle uzun. söyleyemediğin şeyler var, söylemek isteyip de sustukların. ama olsun sen yine de her halinle güzelsin.
30 Ocak 2014 Perşembe
Resulullahla Benim Aramdaki Farklar
Resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.
Resulullah yolda Ebu Bekir’i görse ‘Es Selamu Aleyküm Ya Sıddık’ derdi,
ben yolda Ebu Bekir’i görsem tanımam.
Resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
Ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem
gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.
Resulullah Azrail’i yolda görse tanırdı;
ben Azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.
Resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey Allah’ın Resulü;
fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?
Resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki ‘Kızım ha gayret!’;
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki ‘Anneciğim ölmesen…’
Ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki ‘Anneciğim seni ben…’;
Annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz.
Resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.
Ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının
Anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…
Resulullah çok şanslı bir insan
annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.
Annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!
Olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
Verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
Resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
Nasıl olsa Resulullah da ölü annem de ölü.
Ah Muhsin Ünlü
Resulullah yolda Ebu Bekir’i görse ‘Es Selamu Aleyküm Ya Sıddık’ derdi,
ben yolda Ebu Bekir’i görsem tanımam.
Resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
Ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem
gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.
Resulullah Azrail’i yolda görse tanırdı;
ben Azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.
Resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey Allah’ın Resulü;
fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?
Resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki ‘Kızım ha gayret!’;
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki ‘Anneciğim ölmesen…’
Ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki ‘Anneciğim seni ben…’;
Annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz.
Resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.
Ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının
Anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…
Resulullah çok şanslı bir insan
annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir, filmlerim iş yapmaz.
Annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!
Olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince
Verse de ben alsam onu, içim ferahlasa, siz de görseniz
Resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü
Nasıl olsa Resulullah da ölü annem de ölü.
Ah Muhsin Ünlü
27 Ocak 2014 Pazartesi
Limon Ağacı 1
BU GÜN
gözlerimi kapının sert sert çalınışıyla açtım. belli ki uyuyakalmıştım ve biraz da üşümüştüm. uykuya daldığımda dışarıda bir fırtına vardı ama şimdi o fırtına, o kara bulutlar denize doğru ilerlemişti. günlerdir yüzünü göstermeyen güneş en sonunda bizi aydınlatmaya karar vermiş olacak ki akşamın bu saatinde, gitmeden, şöyle ayaküstü şehrin halini hatırını soruyordu.
gözlerimi kapının sert sert çalınışıyla açtım. belli ki uyuyakalmıştım ve biraz da üşümüştüm. uykuya daldığımda dışarıda bir fırtına vardı ama şimdi o fırtına, o kara bulutlar denize doğru ilerlemişti. günlerdir yüzünü göstermeyen güneş en sonunda bizi aydınlatmaya karar vermiş olacak ki akşamın bu saatinde, gitmeden, şöyle ayaküstü şehrin halini hatırını soruyordu.
saate bakmak aklıma gelmedi zira bu manzaranın
karşısında zamanın pek de önemi yoktu. zaman durmalı ve ben hep bu anı
yaşamalıyım dedim -kapı ısrarla çalarken- kendi kendime. oturduğum daire
dördüncü katta öğrenci evinden hallice bir çatı katı. bir kanepe, bir
buzdolabı,ortada küçük bir kilim üstünde sehpa, köşede saksıda yetiştirdiğim
limon ağacı ve çalışmayan bir radyodan ibaret, duvarları mavi boyalı odam.
yalnız yaşamayı seviyorum ama böyle uyuyakaldığım zaman üzerimi örtecek birinin
olmasını isterdim doğrusu. Küçükken hiçte böyle dertlerim yoktu. Ben uyurdum,
annem örterdi üstümü. o kadar. Hatta gök gürültüsünden korktuğum için annemin
kucağında uyurdum: dünyanın en güvenli yerinde... ne de çabuk geçiyor zaman ve
çabuk büyüyoruz. sonra ayrılıklar başlıyor. üzerimi örtecek birinin olmayışı
belki de benim kabahatimdir. bilmiyorum. galiba insanları kaybetmekte üzerime
yok ve ben yine birini kaybettim. sonra bu şehri ve yalnızlığı seçtim yaşamak
için. yaşamaktan kasıt, işte böyle bir şey…
kapıdakinin kim olduğunu merak etmeden az evvel
oradaki pes etmiş olacak ki o tok sesi duymuyordum artık. elektrik kesik olduğu
için çalmayan zilin acısını kapıdan çıkarmış olmalı gelen. pek gelenim olmazdı
aslında. kimdi şimdi bu? kapıya bakmaktan vazgeçtim üşengeçliğimden. gelen
kimse, pencereden onu görebilirdim nasılsa. telefonuma 444’lü numaralardan
gelen çağrıları da bu şekilde def ederdim bir zamanlar; cevaplamayarak… o
zamanlar telefonum ve arayanlarım vardı. şimdi hiç birine gerek yok. belki
zamanla ihtiyacım olur yeni dostluklar ve aşklar edindikçe. ama şimdi biraz
huzura ihtiyacım var. hepsi bu.
4 Ocak 2014 Cumartesi
son çalan şarkı blog
çay kaşığını telefonunuzdan okuyorsanız şayet sayfanın sağ tarafındaki "takip ettiklerim" kısmını göremiyorsunuz demektir. o yüzden eğer varsa vaktiniz "BURADAKİ" yazıyı okuyun derim.
söylemeden edemedim.
söylemeden edemedim.
1 Ocak 2014 Çarşamba
Kaydol:
Yorumlar (Atom)







