Yine hafta sonu. Dışarıda buz gibi bir cumartesi var. Geçen
pazartesiyi hatırlıyorum. İşe gidip odamın kapısını açarken ki halimi. Ne çabuk
geçiyor zaman. İnsan yaşlanmaya başlayınca zaman da çabuk geçermiş. Yok canım
yaşlanmış olamam ama bu alelacele geçen zamanın da bi açıklaması olmalı. Hatta dökülen
saçlarımın.
Aslında kışı seviyorum, yine de bu kadar soğuk fazla. Okul
ve askerlik devresinde genelde yakın çevrede dolandığım için fazla soğuk
koşullarda bulunmadım. Daha kar yağmamışken bile bu kadar üşüyor olmam garip. Al
işte yaşlanmanın bir belirtisi daha.
Fizikî olarak olmasa da ruhen beni yaşlandırmayan, hiç
büyümeyen bir çocuk var içimde. Ordan oraya koşan devamlı fm oynayan. Sıra ödev
yapmaya geldiğinde de ağlayıp sızlayan tembel çocuk. Yaşlandığımı iddia edemem o
yüzden. Sadece yorgunum. 2006’dan beri yaz-kış doğru dürüst tatil yapamadım. Sıkıldım.
Şöyle uzaklarda bir yerde tatile ihtiyacım var. Sırt çantamı alıp Karadeniz taraflarına
doğru, tabiatın kucağına, hem de otostopla gidebilmeyi hayal ediyorum. Telefon falan
da olmayacak yanımda.(Yalnız birisi gelebilir O’na izin var) Öyle sessiz
sedasız, kıyamet kopsa haberimin olmayacağı bi tatil düşlüyorum da nasıl
gidicen, iş var. Mecburen iptal.
Uzun lafın kısası olmazmış ama şu an yapabileceğim tek
şey içimde ki çocuğu, kömür kokulu şehrimde gezdirebilmek bu hafta sonu. Şöyle
ayazı içime çeke çeke gölün tadını çıkartabilmek. Çocuk ve ben. Ne güzel değil
mi?
( Burada olamayan dostlarım için bu yazı. Bulunduğunuz yerde
iyi olun, hepinize mutlu hafta sonları…)
