Daha önce de böyle olmuştu bana. Yazamıyorum. En çok
yazmak istediğim zamanlardan biri bugünler. İçimden öyle geliyor ama yok,
usumda ordan oraya koşturan kelimeleri yakalayıp da anlamlı bir cümle
oluşturamıyorum.
Takip ettiğim blogları açıp baktığımda her gün, yeni bir
şey bulamamışsam çok üzülürdüm. Hâlâ öyleyim aslında ama artık buna anlam
verebiliyorum. Zaten twitter çıktı çıkalı mertlik bozuldu kardeşim, millet
yazıyor oraya birkaç cümle bişey ve işlem tamam, kim uğraşır blogla?
Blogla uğraşılır da dişe dokunur yazılar yazmak zor. Yani
buraya koyduğunuz yazı okuyucuyu şaşırtmalı, memnun etmeli, tekrar tekrar
okutmalı belki kendini. Hatta yeni şeyler yazılsa da okusak dedirtmeli. O yüzden
daha seçici davranmak zorunda kalıyorum buraya yazmadan evvel. Dahası bu siteyi
açmadan yazmayı düşündüğüm bazı konuları da yazamıyorum ilgi çekmez diye. İlgi çekeceğini
düşündüklerimi de elime yüzüme bulaştırırım korkusu taşıdığımdan yazamıyorum. E
biraz da iş güç derken, yoğunlaşamıyorum. Anlayacağınız lâl oldum bu ara.
Arkaya dönüp baktığınızda burada var olan yazılar bahsettiğim
özellikleri taşıyor mu sizce bilmem. Ama yazılması gerekiyordu onların. Mesela “inci”
olsa ne olur olmasa ne olur demeyin. Onun da bir anlamı var. Sırası gelecek
inşallah. Durun bakalım.
Ha bide; bu yazıları kimseler okumuyor, hayatımdaki
birkaç iyi insanın haricinde. Ben öyle istedim (şimdilik). Çünkü yazmak memnun
ediyor beni. Kaç kişinin okuduğunun önemi yok ki.