16 Aralık 2012 Pazar

Amaçsız bir pazar yazısı daha

Düşündüm ki blog dediğin ne abi, havadan sudan şeyler yazmak değil mi amaç, niye kasıyorsun kendini bu kadar? Ama aslında durum öyle değil, yani hava-su önemli şeyler. Bak hava kirleniyor, küresel ısınma falan diyorlar, sonra dünyadaki kullanılabilir su ne kadar ki azcık bişey, o yüzden bu tip önemli konulara girmemek lazım. Havadan sudan bahsetmek öyle az bilmekle olmuyor.

Havanın kapalı olduğu bir pazar günü göl manzaralı masamın başına bu duygularla oturdum ve yazasım geldi. Amaan ne yazarsam yazayım, nasılsa kimse okumuyor boş ver demedim işte. Böyle havalarda nedense 2. Dünya Savaşını konu edinen filmler izlemek ister canım. Savaşların hüzünlü hikayeleri olduğu muhakkak ama milletimiz o kadar savaşlar anlatmışken neden 2.Dünya Savaşı bilmiyorum işte. Alman hayranlığı mı vardır bende nedir bilemedim? Hani hayran olunmayacak gibi de değil galiba. Adamlar 2 büyük savaştan yenik ayrılmışlar, yinede dünyada söz sahibi olan ülkelerden biri. Üretiyorlar arkadaş.

Maksatım Almanları övmek değil bu yazıda. Halet-i ruhiyemi (doğru yazdım mı acaba) anlatmak. Böyle sıkıcı, durgun, yapacak çok şey olmasına rağmen tembellik duygumun tavan yaptığı günlerden birisi daha işte. Sobanın yanında oturup dışarıyı seyretmek, pazar programlarını izlemek daha bi zevk veriyor bana. Hüzünlü şarkılar dinlemek geliyor içimden. Mesela dünkü gazetelerden öldüğünü öğrentidiğim Ertuğ'un şu şarkısı:

Velhasılıkelam memlekette o kadar can sıkıcı gelişme varken böyle amaçsız konuları konuşmak daha az can yakıyor. Aklıma gelmişken söyleyeyim, savaş filmi falan izlemiycem. İyice kasvet çökmesin içime ama The X-Files izlerken bi kahve iyi gider be. Mutlu pazarlar...

Bi öneri: Haşmet Babaoğlu'nun pazar yazısı.