Sabah uyanıp pencereden baktığımda gördüğüm manzara hoşuma gidiyor. Dışarda Karadeniz’
den bozma dalgalı bi göl, rahvan atlar
gibi ırgalanan gökyüzü*, evlerin bacalarında ordan oraya savrulan duman ve
adım adım yaklaşan kış var. Doğduğum, büyüdüğüm, hayatımı idam ettiğim şehir. Seviyorum
bu şehri. Ama her şey kararında güzel.
Uzaktayken buralara gelmek için can atardım. Geldiğimde,
ciğerlerimi patlatırcasına çekerdim havasını içime. Şimdilerde sıkıldım galiba.
Bilmem kış geliyor da ondan, bilmem yapacak pek az şey olduğundan. Yalnızlık mı?
Yok ona alışığım, pek çoğul olmadım zaten ben, yalnızlıkta sorun yok hatta evcimen
mi derler var ya öyle bir tabir, işte ondanımdır. Evi de severim ama ciddi
ciddi sıkıldım bu sefer burdan.
Yaşamak için yeni yerler arıyorum. Büyük kentlerden korkarım
nedense. Her yere yürüyerek gidebileceğim ilçe ayarında şehirler işimi görür. Denizi
olmalı ama. Sabah sahilde kahvaltımı
yapabileceğim çay bahçesi, kahvaltıdan sonra kitabımı okuyabileceğim kafesi
muhakkak olmalı. Merhabalaşacak kadar tanındığım ama gelip masama oturacak
kadar samimi olmadığım insanları olmalı. Yürümek istediğinde canım, kalabalıklar
arasında rahatça kaybolabileceğim caddesi hatta. Hatta ve hatta en azından 3.ligde
bir takımı olmalı. Atkımı formamı alıp maçlara gitmeliyim ev sahibi olduğumuz
haftalarda, öğleden sonraları saat 2 civarı. Maç günleri tüm şehir benim gibi
olmalı ki fark edilmesin yalnızlığım. Benim gibi, formalı atkılı…
Maç olmadığı haftalarda sinemaya ve ya tiyatroya gitmeliyim.
Pazar günleri oltamı alıp balığa da gidebilirim, o da olur. En kötü ihtimalle
sahilde dolanırım montumun yakalarını kaldırıp, dalgalara dokunurum. Yağarsa yağmur
şemsiyeyle yağmurda dolanırım. Onu da severim aslında. Dışarıda kendime yemek ısmarlayıp soğuk evime
dönerim akşama doğru. Tavanı akıttığı için salonun ortasında mavi bir leğen
olan evime. Gece gezmelerini sevmem. Kış
geliyor ya şimdi soğuktur orda havalar. Doğalgazlıysa evim battaniyeyle idare
ederim şimdilik. Malum tek başına geçinmek zor. Hele kar başlasın bakarız bir
çaresine.
Ait olduğu yerden bıkar mı insan? Bıkıyor işte. Yaz olsa
bahçemde ki gülleri sular, diplerini kazardım. Vakit geçerdi bir şekilde. Dostlarımda
olurdu buralarda. Yanlarındayken susardım ama anlaşırdık yinede. Şimdi gidebilsem
keşke burdan. Özleyince gelirdim. Acelem yoktu hiç. Hele geçseydi mevsimler. Havalar
ısınsaydı. Beni çağırsaydı güller. Ah güller… Kış geliyor, bir daha da açmaz güller.**
*: Bahattin Karakoç-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
**: Kahraman Tazeoğlu-Ömrümün Virgülü
